Ağu/090
Tasarım – İçerik Çıkmazı

Tasarım ve içerik arasındaki uçuruma nasıl köprü kurabiliriz?
Web tasarımcıları ve bilgi mimarları olarak interaktif deneyimleri tasarlarken çoğu zaman içeriğe derinlemesine bakmayız. İçerik derken sadece metin tabanlı öğeler (başlık, gövde metin ve hata mesajları gibi) değil; interaktif deneyimin bütününü oluşturan görsel, grafik, video ve ses öğeleri de buna dahil.
Elbette nasıl bir içeriğe sahip olduğumuz hakkında bir fikrimiz var ve çalışmamızın pek çok aşamasında bunun nasıl sergileneceğini hayal etmeye çalışıyoruz. Fakat yaratmaya çalıştığımız tasarım öğeleri, oluşturmayı düşündüğümüz kullanıcı deneyiminin sadece bir bölümünü temsil ediyor. Zaman zaman önemini küçümsesek ve kendimizi soyutlasak da içerik, tasarım şablonumuzun tam ortasında yer almaktadır ve genellikle başarı için nihai erk sahibidir. İçerik geliştirmeyi tasarımla ilgili çalışmalarımızdan ne kadar soyutlarsak başarısızlık için o kadar büyük risk alıyoruz demektir.
Problemin Tanımlanması: İç(eriğ)imizdeki Boşluk
Müşterinin onayladığı taslaklar ve görsel çalışmalarla üretimdeki ürün arasında çoğunlukla rahatsız edici bir fark oluşur. Tasarımı çalışırken yer tutucu sahte içeriklerle (lorem ipsum tarzı geçici metin bloklarıyla) doldurulan alanların ne kadar da parlak ve kusursuz piksellerde görüneceğini hayal etmişsinizdir. Üretimde ise o alanlara gerçek içerik gelir. O anda görünen köy için gerçekten bir klavuz lazımdır; zira hayal ettiğiniz görsel etkileşim kesinlikle bu değildir. Metin, başlıklar, etiketler karışmıştır; kimi çok uzun, kimi kısa ya da tamamen alakasız biçimdedir.
Ne oldu?
İçerik geliştirme işlemi tasarımdan bağımsız biçimde ve tasarım değerlendirme süreçlerinden soyutlanarak gerçekleştirildi. CMS’e giriş yapılıp gerçek içerik görüldüğündeyse iş işten geçmişti.
Örnekle anlatmak gerekirse aşağıdakine benzer bir görüntü ortaya çıkar. Sol tarafta prodüksiyon ekibine teslim edilen onaylanmış tasarımı, sağ tarafta aynı sayfanın gerçek içerikle birlikte fonksiyonel test ortamına çıkmış halini görüyorsunuz. Gerçek içerikle birlikte gözle görülür bir deneyim bozulması yaşanıyor. Bilginin taranması daha zor, harekete geçirmek istediğimiz nokta aşağıya kaymış ve kullanıcıya sunduğumuz seçenekler çok daha silik düzeyde.

Bu örnek bir web sitesinin sadece ufak bir parçasını temsil etse de buradaki etkileşim problemin sayfaların büyük bölümünde kendini göstermesine neden olacaktır. Küçük bir sorun gibi görünüp etkileşimin tümüne sıçrayarak büyük bir problem haline gelen bu durumdan nasıl bir ders çıkamalıyız?
Nedenleri Bulmak
İçerikle ilgili bu uçurumlar, kurumsal prosedürlerle ve kültürle ilgilidir. Prosedür, kurumun bir web ürünü tasarlar ve geliştirirken takip ettiği gözle görülür süreçlerdir. Bu süreçler çoğunlukla kurumun değerlerinden ve kültüründen etkilenir. İçerik uçurumlarının oluşmasına neden olan dört yaygın durum vardır:
1. Hatalı Süreç Yönetimi
Şüphesiz günümüzde web tasarım ve geliştirme süreçlerinde pek çok farklı yöntem kullanılmaktadır. Ancak çoğu kez kurumlar ya geleneksel şelale yönetmini ya da Agile’yi tercih ederler. Teoride her iki model de süprizleri eleyecek ve en aza indirecek yapısal işleyişe sahiptir (içerik boşlukları da dahil), fakat pratikte farklı yollarla da olsa her ikisi de sorunun kötüleşmesine neden olmaktadır. Kalıplaşmış şelale süreçleri işleri ve bunlarla bağlantılı görevleri bölmeye çalıştığı için başarısız olur. Tasarımcılar tasarımlarını genellikle kendilerini içerik kavrama ve geliştirmeden soyutlanmış biçimde yaparlar. Agile süreçleri de başarısız olur; çünkü tipik olarak geliştirici (developer) merkezlidirler ve içerik geliştirmeden çok kod üretimi hızında ilerlerler. Site muhtemelen tasarımı ve içeriği tamamlanmadan önce kodlanmıştır bile…
2. Başroldeki İçerik Tasarım(cı)dır
Tasarım projelerinin değerini yansıtan en önemli bölüm işin önyüz tasarımı ve stratejisidir. Zira büyük fikirlerin üretildiği ve keşfedildiği yer bu bölümdür. Peki bu ilk çözümleme aşamasında, tasarım sürecimize doğru kişiler mi dahil olmaktadır? İddia ediyorum ki iletişim ve mesajlaşma taslaklarını oluştururken bile çok nadiren içerik ortaklarımızı bu sürece dahil ederiz. Oysa burası içerik uzmanlarının oyun alanıdır. İletişim, yazım, ikna ve ifade konularında uzmanlaşmış bu kişilerin sürece doğrudan katılımları büyük fayda sağlayacaktır. Tasarımcı olarak halihazırda bu vasıflara sahip olduğumuzu iddia edebiliriz, ancak tasarımlarımızda kullandığımız sahte içeriklere ne kadar güvenebiliriz?
Tam bu noktada klasik reklamcılıktan öğrenebileceğimiz pek çok şey var. Reklamcılıkta yaratım sürecini genellikle reklam yazarları yönlendirir. Zira her birinin iletişim ve ikna kabiliyetleri eşsizdir. İşte bugün; ürünü farklılaştırabilmek için kullanılabilirliğin zaten zorunlu olduğu, bununla birlikte ikna ve mesaj verme yeteneğine gereksinim duyduğumuz bir noktadayız. Bazı öncü firmalar bu değişimi kabul etmeye, bu konuda çeşitli araçlar ve yeni bakış açıları geliştirmeye başlamış durumdalar.
3. Tasarım objelerinde nadiren gerçek içerikler bulunur
“Lorem ipsum” ve yer tutucu betimlemeler bir gereksinimdir. Web deneyimi için tam kapsamlı bir şablon hazırlarken ve esnek bir tasarım sistemi yaratmaya çalışırken konseptlerden ve bağlantılardan başlayıp, ilk olarak doğru modelleri ve yapıları kurmak mantıklıdır. Ancak sayfa seviyesinde bu konseptleri ne kadar çok çizmeye çalışırsak, yaratmak istediğimiz içerik ve toplamda vermek istediğimiz mesajla ilgili olarak kendimizden o kadar çok kaygı duymamız gerekir. Yer tutucu metin ve grafiklere aşırı şekilde güvenerek gerçeklik düzeyiyle sorunlu bir bağ kurmaya başlarız. Sürecin bu noktasında gerçek içerik hesaba katılmalı ve tasarım çıktıları bu içeriklerle bağ kurmalıdır.
Görsel stiller, hiyerarşi ve toplamda görsel dil bu aşamada hayati bir öneme sahiptir. Tasarımın başarısı için olmazsa olmaz; bu öğeleri destekleyecek etkili içeriktir. İçerik görsel dilimizle birlikte uyum içinde çalışırsa insanlar yarattığınız evrende rahatça hareket eder ve bilgiye kolayca ulaşırlar. Bu aşamada birlikte kullanılabilecek ne kadar çok tasarım ve içerik öğesi keşfedilir ve nihai hali verilirse, site hayata geçerken o kadar az problemle karşılaşılır.
4. İçeriğe biçilen değer(sizlik)
Bütüne bakıldığında, genel algı içerik ekiplerinin üretim işçileri olduğu ve bu nedenle yaratıcı olmadıkları yönündedir ve tipik olarak aşırı şekilde üretim/yayınlama ile ilgili konulara odaklanırlar. Bunlara ilave olarak bu bireylerin sürece çok geç dahil edilmeleri, tasarımla ilgili alınmış önemli kararlara adapte olmalarının ve şipşak çalışmalarının beklenmesi olumsuz yan etkilerin doğmasına neden olur. Pek çok örnekte sahip oldukları tek bilgi, bir sürü “lorem ipsum” ve yer tutucu içerik alanının varlığıdır.
Tasarımcılar bu problemlere yönelik ne yapabilir?
Tasarım camiası olarak ilk yapabileceğimiz iş sorunu tanımlamak ve çözümü amaçlamaktır. Eğer içerik başarısız olursa, tasarımımız da başarısız olacaktır. Projelerdeki bu tür riskleri azaltmak için bazı taktikler bulunmaktadır.
1. Spesifik içeriğe ihtiyacınızın olup olmadığını yeniden değerlendirin
Bu tanıtım yazısına gerçekten gerek var mı? Peki bu thumbnail görsellere? Bu öğeler tasarımınızdaki amaçlarına gerçekten hizmet ediyorlar mı? Kullandığımız pek çok tasarım bileşeni tasarımın amacına ya da kullanıcıların bir işlemi gerçekleştirme yeteneğine herhangi bir katkıda bulunmaz. Bunları tasarımınızdan tamamen temizleyin. Ürünü ne kadar somutlaştırırsanız o kadar az yorumlama problemi (ve daha kötüsü yanlış yorumlama) ile oluşur ve nihai ürün aşamasına gelindiğinde o kadar az süprizle karşılaşırsınız.
2. Bilgiyi grafiksel ve görsel olarak çözümlemeyi deneyin
Tasarımlarınızdan bir adım geriye çekilin ve hangi bilginin görsel çözümleme ya da grafikle daha etkili biçimde sunulabileceğini düşünün. Bırakın, kullanıcıların “göz atma” davranışı sizin için avantaja dönüşsün. Metindense görsellikle neyi daha iyi anlatabiliriz? Bu yaklaşımı tüm tasarım modelimize nasıl uygulayabiliriz? Bu ekstra adım, kullanıcı deneyimini artırmanızı ve daha düzgün hale getirmenizi sağlayacaktır. Eğer bu konuda kendinizi yeterli hissetmiyorsanız fikirlerinizi görsel tasarımcılar ve sanat yönetmenleri ile paylaşın. İşinizi bu şekilde gözden geçirmek, tasarımınızı çarpıcı biçimde geliştirecektir. Artı, bu süreçte farklı perspektifleri görmek, tasarım problemini çözmek için daha fazla bilgi sahibi olmanızı sağlayacaktır.
3. Yazın
İşin başından itibaren bir metin yazarı ya da içerik uzmanı ile çalışma şansınız yoksa, taslak içerik yazımına ya da gerçekçi betimlemeler çizmeye bir miktar zaman ayırın ve bunları tasarım öğelerinin içine yerleştirin. Amaç mükemmel olması değil; belli bir içerik öğesinin ya da bileşeninin geri planındaki amacın ne olduğunun müşteri ve diğer partiler tarafından algılanabilmesi. Gerçek içerikler, başlıklar, metinler, açıklamalar ve görseller yaratarak tasarıma hayat verin ve hem müşterinizin hem de diğer partilerin bu bölümlerle ilgili görüş bildirmelerini sağlayın.
4. İçerikçilerle (gerçek) işbirliği kurun
Tıpkı bizim developerlardan işbirliği beklediğimiz gibi metin yazarları, stratejistler ve içerik üretimle ilgili diğer kişiler de bizden işbirliği bekler. İçerik ekipleri ve metin yazarları nihai içeriğin yaratılması için çoğu zaman marka, pazarlama ya da üretim ekipleri ile birlikte çalışırlar. Bu ekiplerin amaçlarını ve neyi başarmak istediklerini oldukça iyi anlama fırsatı bulurlar. Bu süreçte sizin de yer almanızdan ziyade, tüm bu ekiplerle ile yolun başında, bir araya gelerek vizyonlarınızı paylaşmalı, bilgi almalı ve mesajın ne olması gerektiğini yardımlaşarak çözümlemelisiniz. İçerik ekibi ile dostluklar kurun. Unutmayın, sadece onların yazıyla ilgili hünerleri; marka iletişimi, mesaj verme ve ikna yetenekleri tasarımımıza değer kazandırabilir.
5. Taslaklarınızı gerçek içerikle paketleyin
İster bir tasarım bölümü isterse tam bir prototip olsun, içeriğin yaratılması ve onayından sorumlu kişinin tasarımcı ile ve protipe son şeklini verecek ekip ile birlikte çalışması ve çıktıları bir paket halinde alması çok önemlidir. İçeriği olmayan bir web deneyimini ya da tasarıma yansıtılmamış bir içeriği tümüyle değerlendirmek imkansızdır. Marka ve ürün ekipleri içeriğin yaratacağı etkileşime ve sağlayacağı katkıya odaklanırlar ve biz “işbirliği” süreci başladığında tasarımımızın darmadağın olmasını istemeyiz. İçerik için belirli sorumluluklar oluşturun ve tasarım için uymanız gereken zamanda içerik ekibinin bu sorumluluğu yerine getirmesini talep edin.
Günümüzde tasarım ile içeriğin birlikte çalışabilmesini sağlayan pek çok araç ve yazılım geliştiriliyor. Örneğin Adobe InCopy ve Adobe InDesign iç içe çalışabiliyor. Diğer standart web tasarımı yazılımı ve araçlarının Photoshop ile entegre biçimde çalışacağı günleri görmemiz ise sadece zaman meselesi.
Sonuç
İçerik boşluklarının tasarımınız için bir problem olup olmadığını değerlendirmek size kalmış. Geniş kapsamlı web siteleri ve online ticaret ürünleri için bunun daha geçerli bir problem olacağı ise oldukça aşikar. İster devasal projeler olsun isterse sosyal siteler, küçük çaplı pazarlama siteleri ya da mikro siteler, yukarıda çözümlmeye çalıştığımız aynı temel anlayışı kullanmanız mümkündür. Buradaki temel kriter; tasarladığınız web sitesi ya da uygulamanın büyüklüğü ve kapsamına göre sorunun ne kadar hassas olabileceğini öngörmenizdir.
İster küçük ister büyük ölçekli olsun, çoğu kurum için problem aynıdır. Çözüm için ise tasarım güruhu olarak bizler:
1. İçerikle ilgili düşünce tarzımızı değiştirme
2. Kendi süreçlerimize başka rolleri dahil etme
3. Müşterilerle ve diğer ekiplerle iletişim kurma biçimizi değiştirme gücünü elimizde bulunduruyoruz.
İşbirliği için didindiğimiz developerların bizi engellemesinden feyz alarak içerik sağlayan dostlarımıza kapılarımızı sonuna kadar açmalı ve müşterilerimiz için birlikte çok daha iyi deneyimler yaratmalıyız.
Bu yazı Boxesandarrows’daki The Content Conundrum makalesinin Türkçe uyarlamasıdır.
Yorum yapılmadı.
Yorum gönder.
Geri izleme yok.